6 Şubat Kahramanmaraş depreminde ölenleri rahmet ve saygıyla anıyoruz. (otomatik kapanacaktır)

deprem.lifeintheworld

Ankara ili genel olarak depremsellik ve deprem tehlikesi açısından güvenli bir yer olarak bilinir. Fakat son yıllarda yapılan çalışmalar ve meydana gelmiş olan depremler bunun böyle olmayabileceğini göstermeye başlamıştır. Bölge ile ilgili çalışmalar çoğaldıkça Ankara’nın deprem tehlikesi yüksek bir bölge olduğunu savunan bilim insanlarının sayısı giderek artmıştır. Fakat Ankara için artmakta olan bu bilgi birikimine rağmen, depremselliği ve deprem tehlikesini enine boyuna inceleyerek yapılmış bir çalışma ve elde edilen verilerden yararlanarak olasılık ve tanımsal (deterministik) yöntemlere göre hazırlanmış tehlike haritaları henüz yapılmamıştır. Bu nedenle Ankara ve yakın civarının depremselliğinin ve deprem tehlikesinin ayrıntılı bir şekilde incelenmesi, geçmiş yıllarda olmuş depremler hakkında bilgilerin deprem katalogları, arşivler, gazete haberleri vb., taranarak araştırılması ve deprem üretme potansiyeli olan fayların/bölgelerin belirlenmesi, bu bölgelerin ileride yaratabileceği deprem büyüklükleri ve bunların dönüş periyotlarının belirlenmesi gerekir. Tezin amacı söz edilen çalışmaları yaparak, en son teknoloji, bilgi ve gelişmeleri kullanarak Ankara’nın deprem tehlikesini belirlemek ve bu konuda diğer illerde de uygulanabilecek bir model geliştirmektir. Ankara, İç Anadolu bölgesinde yer alır ve dört tarafı kuzeyden Kuzey Anadolu fay sistemi, doğudan Ezinepazarı fayı, güneydoğudan Tuzgölü fay zonu ve güneybatıdan Eskişehir fay zonu tarafından çevrelenmiş durumdadır. Ankara’nın Çamlıdere, Kızılcahamam, Beypazarı ve Nallıhan ilçeleri Kuzey Anadolu fay zonuna, Elmadağ ve Kalecik gibi ilçeleri Ezinepazarı fayına, Şereflikoçhisar, Evren, Bala ve Haymana gibi ilçeleri de Tuzgölü fay zonuna çok yakın uzaklıktadır. Adı geçen bu faylar yedi den büyük (M >= 7) deprem üretme potansiyeline sahiptir ve Ankara için önemli bir tehdit kaynağıdır. Bu faylara ilave olarak, Ankara kent merkezi civarı da dahil olmak üzere, Ankara il sınırları içinde bir çok aktif fay bulunmaktadır. Ancak çok uzun olmayan bu faylar yukarıda sayılan faylara göre daha küçük orta büyüklükte (5 < M < 6) fakat hasara neden olabilecek şiddette deprem üretme potansiyeline sahiptir. 2 Nitekim, Ankara 01.02.1944 tarihinde Kuzey Anadolu fay sistemi üzerinde meydana gelmiş ve 7.6 büyüklüğünde olan Bolu-Gerede depreminden, 19.04.1938 tarihinde Akpınar fayı üzerinde meydana gelmiş ve 6.8 büyüklüğünde olan Kırşehir-Keskin depreminden ve yine 1668 yılında Kuzey Anadolu fay sistemi üzerinde meydana gelmiş olan depremlerden önemli ölçüde etkilenmiştir. Yakın zamanda ise yukarıda sayılan depremlere göre daha küçük boyutta olan ve hasara neden olmuş 21 Nisan 1983 Köşker depremi, 6 Haziran 2000 Orta (Çankırı) ve 31 Temmuz 2005, 20 ve 27 Aralık 2007 Bala depremlerinden de etkilenmiştir. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından 1996 yılında yayınlanmış olan ve halen yürürlükte bulunan Türkiye Deprem Bölgeleri Haritasına göre Ankara ilinin %8’i I.derece, %21’i II.derece, %32’si III.derece ve %38’i IV.derece deprem bölgesi içinde yer almaktadır. Bu verilere ve haritaya göre Ankara’nın büyük bir çoğunluğu (%70’i) III. ve IV.derece deprem bölgesinde, geri kalan %30’u ise I. ve II. derece deprem bölgelerinde yer almaktadır. Bu tez kapsamında elde edilen verilerin ışığında; Ankara’nın deprem tehlike haritaları en son gelişmeler/teknolojiler ve veriler kullanılarak belirlenmiştir. Ankara için ilk kez yapılmış olan bu tür çalışma ile Ankara’nın deprem açısından durumu enine boyuna araştırılarak Ankara’nın deprem tehlikesi ortaya çıkarılmıştır. Böylece Ankara’nın Zarar Azaltma Strateji Planı, Acil Durum Müdahale Planları, Çevre Düzeni Planları, İmar Planları, Deprem Senaryosu, Mikrobölgeleme, Zemin Etüdü gibi çalışmalarında tez sonucu elde edilen veriler-haritalar doğrudan kullanılarak bu çalışmaların ve deprem zararlarını azaltma çalışmalarının çok daha sağlıklı bir şekilde yapılabilmesine katkı sağlanacaktır. Ankara’nın deprem tehlikesine yönelik bugüne kadar yapılan çalışmalar aşağıdaki gibidir: Tabban [1976], Ankara’nın, çevresinde meydana gelen depremlerin etkisinde kaldığı ve hasar gördüğünün bilinmekte olduğunu, 1938 ve 1944 yıllarındaki şehir yerleşimi ile, bugünkü yerleşimin çok farklı olduğunu, Ankara’nın alüvyon sahalara doğru 3 genişlediğini ve bu nedenle civarında oluşabilecek bir depremden geçmişe göre çok daha fazla etkilenerek hasar görebileceğini belirtmiştir. Ergünay [1978 ve 2006]’a göre Ankara, kent merkezini 50 km çevreleyen bir alan içerisinde oluşacak küçük depremlerin (M ≤ 5.0) ve 70 - 100 km lik uzaklıklar arasında oluşacak büyük depremlerin (M ≥ 7.0) etkisinde kalan bir kenttir. 1944 yılının Yenişehir ve Kızılay’ında mevcut olan 2-3 katlı, rijit ve çok kısa titreşim periyotlu bir yapıya etki eden deprem kuvveti ile günümüzdeki 6 ila 9 katlı oldukça narin ve uzun titreşim periyotlu yapıya etki edecek deprem kuvvetinin çok farklı olacağını, 01.02.1944 Gerede depremini küçük çatlaklarla atlatmış olan o günün yapılarının artık olmadığını ve yerlerine yapılan kötü kaliteli, yüksek yapıların aynı tehlike karşısında ağır hasarlara uğrayacağını; can ve mal kayıplarının çok daha fazla olacağını belirtmiştir. Pampal [1991, 2000, 2001(a), 2001(b), 2006, 2008, 2009 ve 2010], Ankara ve çevresinin tarihsel ve güncel deprem aktivitesi incelendiğinde bölgenin yüksek deprem tehlikesi altında olduğunu ve kent merkezinin jeolojik özellikleri bakımından da deprem hasarlarını artırıcı özelliklere sahip olduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca, Ankara’nın deprem riskini artıran önemli nedenlerden birisinin de Ankara’nın deprem gerçeğinin kabul edilmemesi ve geçmiş tarihli deprem bölgeleri haritalarında tehlikesiz bölge olarak gösterilmiş olması olduğunu belirtmiştir. Çetinkaya ve ark., [1993], Ankara için sismotektonik bölge olarak; 390 – 410 Kuzey enlemleri ile 31.50 – 34.50 Doğu boylamları arasında kalan yaklaşık 220 x 250 km2 ’lik bir alanı kabul etmiş, bu bölgeye düşen depremlerden yararlanarak ve Gumbel [1958] tarafından önerilen Yıllık Uç Değerler Yöntemini kullanarak Ankara bölgesi için 99 yıl içinde meydana gelebilecek maksimum deprem büyüklüğünü 7.8 olarak tahmin etmişlerdir. Koçyiğit [2000, 2004, 2005, 2008a, 2008b, 2008c ve 2009], Orta Anadolu’nun büyük bir kesiminin III., IV., ve V. derece deprem bölgeleri içinde yer aldığını, ancak son yıllarda yapılan çalışmaların ve oluşan yeni depremlerin, Orta Anadolu’da 4 çok sayıda aktif fayın olduğunu gösterdiğini, bu gerçeğe rağmen bitişik düzende ve çok katlı yapılaşmanın sürdüğünü, yapılaşma ve yerleşim alanının seçiminde jeolojik yapı ve zemin türüne gereken önemin verilmesinin doğru olacağını ve Türkiye Deprem Bölgeleri Haritasının özellikle Orta Anadolu’yu kapsayan kesiminde revizyona gidilmesi gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca, Ankara ve bağlı yerleşim birimlerinin, Kuzey Anadolu fay sistemi gibi çok aktif ve plaka sınırı niteliğinde bir deprem kaynağı ile Çeltikçi, Ayaş, İnönü – Eskişehir, Tuzgölü, Seyfe, Salanda, Kesikköprü, Küredağ, Balaban ve Afşar fay zonları gibi aktif, yinelenme aralığı oldukça uzun fakat yıkıcı deprem üreten/üretme potansiyeli bulunan fay ve fay sistemlerinden dolayı deprem tehlikesine açık olduğu ve bu bağlamda, Ankara bölgesinin yeni deprem tehlike haritasının hazırlanması, ayrıntılı mikrobölgeleme çalışmalarının yapılması ve bunları baz alan deprem risk değerlendirmelerine geçilmesinin bir zorunluluk olduğunu belirtmiştir. Kasapoğlu [1980, 2000, 2005, 2007 ve 2011]’na göre ise kenti etkileyebilecek deprem kaynak zonlarında meydana gelebilecek büyük bir depremde, 1938 ve 1944 yıllarında oluşan depremlerin neden olduğu hasarlardan çok daha farklı hasarlar olabileceği ve kentin deprem riskini 1938 ve 1944 yıllarındaki düzeyde tutabilmek için, yapılacak yeni yapılarda depreme karşı özel önlemler alınması gereğinin açıkça ortaya çıktığını vurgulamıştır. Kaplan [2004], Ankara’nın sığ odaklı küçük depremlerle (M ≤ 5) karakterize edilse bile zemin şartlarından dolayı 110 km uzaklıktaki Kuzey Anadolu fay sistemi ve 80 km uzaklıktaki Seyfe fay zonu kaynaklı büyük depremlerden oluşacak tehlikelere açık olduğunu belirtmiştir. Seyitoğlu ve ark., [2006a], Ankara bölgesinin şimdiye kadar çok fazla hasar yapacak şekilde büyük depremlerin merkezi olmadığını, ancak bölgenin kuzeyinden geçen ve günümüzde aktif olan Kuzey Anadolu fayı ile güneyinde yer alan ve birbirini kesen genç fay zonları boyunca oluşan depremlerden önemli derecede etkilendiğini belirtmiştir. 5 Dirik ve ark., [2008], Ankara şehrinin sismik olarak aktif olmayan bir bölgede yeraldığını ve kuzeyde Kuzey Anadolu fay sistemi’nin ve Dodurga fay zonu’nun tehdidi altında olan Ankara’nın son üç yıldır güneyindeki sismik hareketliliğin endişesini yaşadığını belirtmiştir. Utku [2008], Ankara’nın Türkiye aktif tektoniğini yönlendiren belli bir sismojenik yapı üzerinde olmadığını, ama önemli tektonik yapıların tehdidi altında olduğunu ve yaklaşık 100 km uzaklıklardan geçen bu tektonik sistemlerden Kuzey Anadolu fay zonu, ondan ayrılan Ezinepazarı fay’ı ve Tuzgölü fayı’nın ve jeolojik anlamda günümüz aktif tektoniğinin Ankara’yı etkileyeceğini belirtmiştir. Kalafat ve ark., [2008], Ankara ilinin gerek tarihsel, gerekse aletsel dönemde çok büyük bir sismik tehlike oluşturacak kaynaklara sahip olmadığını, fakat kentin çok hızlı ve denetimsiz büyümesi, yapıların kalitesinin deprem güvenli olmayışı, uygun yapı tarzının yer-zemin (jeoteknik-jeofizik-jeolojik) özelliklerini dikkate almadan yapılması ve yeni imara açılan alanlarda yerbilimleri kriterlerine dikkat edilmemesi nedeniyle kentin deprem riskinin yükseldiğini belirtmiştir. Yalnız ve Belli [2009], İç Anadolu bölgesinin deprem açısından tehlikenin en düşük olduğu IV. ve V. derece deprem bölgesinde gösterilmesine rağmen, bölgede 6.5 – 7.0 büyüklüğünde depremlerin olduğunu, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanmakta olan yeni Türkiye Diri Fay haritasının İç Anadolu’nun kaderini değiştireceğini ve harita tamamlandığında İç Anadolu’nun deprem derecesinin yükseleceğini belirtmiştir. Gökten ve Varol [2010], Ankara kenti ve dolayında çeşitli faylar bulunmakla birlikte bugüne kadar bunların üretebileceği depremin ne olacağı konusunda yapılan çalışmaların sınırlı olduğunu, kentin Orta Anadolu bölgesini çevreleyen tektonik unsurların etkisi altında olduğunu, bunların oluşturabileceği bir depremden de Ankara’nın kaçınılmaz bir şekilde etkileneceğini; bunun en belirgin örneğinin 12 Kasım 1999 depreminde görüldüğünü ve kentin özellikle batı kesiminde alüvyonlar üzerinde yer alan bazı yapılarda hasarlar meydana geldiğini belirtmiştir. Ayrıca 1668 6 ve 1944 yıllarında meydana gelen ve büyüklüğü 7’den büyük olan depremlerin, Ankara şehrinde hasarlara neden olduğunu ve özellikle alüvyal zeminler üzerinde yer alacak yapılaşmalarda olası bir depremin sonuçlarının iyi irdelenmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Deprem tehlikesi belirleme çalışmalarında inceleme sahasının ne kadar büyüklükte olacağı veya deprem tehlikesi belirlenecek bölgenin ne kadar uzağındaki fayların ve depremlerin dikkate alınması gerektiği konusunda kabul edilmiş bir kural bulunmamaktadır. Bu tamamen inceleme bölgesini etkileyebilecek faylara ve araştırmacının deneyimine dayanılarak yapılmaktadır. Ankara ili için yaptığımız deprem tehlikesi çalışması için kuzeyinde bulunan Kuzey Anadolu fay sistemi, batısında bulunan Eskişehir fay zonu ve Akşehir fay zonu, güneydoğusunda bulunan Tuzgölü fayı ve doğusunda bulunan Ezinepazarı fayı gibi bilinen ana faylarda oluşabilecek depremlerden etkilenebileceği düşüncesiyle inceleme sahası bu fayları kapsayacak şekilde 300 – 350 boylam ve 380 – 420 enlemleri seçilmiştir (Harita 1.1).